top of page

SINIRLAR

Güncelleme tarihi: 26 Mar

Bu kelimeyi çokça duyuyoruz değil mi? Haydi yaşadığımız dünyadan başlayalım yolculuğa. Dünyada bir çok ülke var, adalar, şehirler var sınırları belirlenmiş. Bu sınırlar olmasa nasıl olurdu?Peki yaşadığımız ev... Bu evin kapısını kaldırsak, içeriye herkes izinsizce girebilir, zarar verebilir, yıkabilir, dökebilir. Alanınızı koruyamazsınız .


Bedenimiz, duygularımız da tıpkı böyledir. İçeriye kimi neyi aldığımızı fark etmeliyiz. Çocuklukta başlayan bu hikaye, bir çoğumuzda karşılanmayan ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek; görülmek, sevilmek, onaylanmak için yavaş yavaş kendimizden vermeye başlarız. Uslu, akıllı çocuk olur, sorun çıkarmayan çocuk oluruz. Çünkü ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kendinden vermeye başlar. Kendini feda eder. Eğer yaptığı bu davranış sonucunda görülür, onaylanır ya da sevgi alırsa zihin bunu bir paterne dönüştürür ve bu onun davranış, düşünce, duygu biçimini şekillendirir. Böylelikle koşula bağlı sevgiyi tadar.


Büyüdükçe ilişkilerinde bu alandan hep sınanır. Hep destek veren, sevgi veren karşısındakinin ihtiyaçlarına kendi ihtiyaçlarından daha fazlasını vermeye başladıkça aslında arka planda almak istediği şeyleri alamaz ve daha da aç kalır sevgiye. Herkesin yardımına koşar, kimseyi kırmaz, kendi işini kendi halleder, kimseye yük olmamaya çalışır.


Böyle yıllar geçer, kendinden memnun olmayan, doyumu tatmini zayıflamış, tükenmiş bir hikayede bulur kendini. Çünkü vermenin sınırı yoktur, artık hayır deseniz de duyulmaz. İnsanlar sizi nasıl manipüle edeceğini bilir.

Frekans yasası burada da devreye girer sen verdikçe almaya çalışan insanlar birikir etrafında.


Buranın en büyük tuzaklarından biri de kişinin vicdanıdır. Vicdan da devrilmiş, anlamını yitirmiştir çünkü. Yogik perspektiften baktığımızda vicdan sandığımız şey zihindeki çarpık yapılaşmadan kaynaklı duygusal manipülasyondur. Çoğu zaman etrafından bu duruma maruz kalsan da çoğunlukla kendine yaptığın bir manipülasyondur. Çünkü; 'Seni kimse kötü bilmesin, sen hep evet de' der içerideki ego, zihin. Bu svadisthananın ruhsal sınavıdır. Cici kız/oğlan maskesidir aslında.

Halbuki vicdan kalpte oluşur. Akıldaki kalp, kalpte aklın uyanışı anahatada vicdanı uyandırır.


Anahata; gerektiğinde sınır koymayı, onun için ona hayır demeyi gerektirir. Yapılması gerekeni ona rağmen yapmaktır. Çünkü biz her şeyi kolaylaştırdığımızda karşımızdakine iyilik yapmış olmayız. Onun da gelişimini erginleşmesini engellemiş oluruz.


Kendimizden verdikçe içimiz çoraklaşır. Dışarıya sınırsızca verdiğimiz kaynaklar tükenir. Ne özsaygın kalır, ne özdeğerin ne de kendine verebileceğin özsevgin.

Bu sebeple kendine şu soruları sor;

Benim hak edişim ne?

Kendime değer veriyor muyum?

Gerçekten ihtiyacım ne?

Eğer bunlardan birini yaşıyorsan biliyorum çok zor kendin için bir şey yapmak... Ama hayatın böyle mi olsun istiyorsun, nasıl biri olmak istersin, yaşamını nasıl inşa etmek istersin...


Büyük adımlar atmaya ihtiyacın yok. İkigai felsefesi bize zihni zorlamadan küçük adımlar atarak bir yılın sonunda zihnimizin nasıl dönüşeceğini anlatır. Küçük adımlarla başlamak mümkün, bugün gerçekten ilk Hayırını diyebilir misin?


Sadece kendin için bir sofra kurmak,

Sabah kalktığında gözlerinin içine bakıp yanındayım demek,

Kendine bir çiçek almak mümkün mü?

Kendinin en iyi arkadaşı olmak mümkün mü?

Kendine kalpten bir evetle başla, başla ki tekrar bahçende çiçekler açsın, kendine güneş olmak, su olmak, toprak olmak kendine bir nefes olmak mümkün mü...

 
 
 

Yorumlar


29 Ekim Mahallesi, Ümit Kaftancıoğlu Cd. No:20, 16235 Ni̇lüfer/Bursa
0531 303 09 10 - info@108.com.tr

 Tantra Yoga - Doğal Taş - Numeroloji - İnziva - Koçluk Seansı

Sri Yantra
AUM
bottom of page